12 Ağustos 2009 Çarşamba

Klonlanmış cep....




Aksaray'ı ve sıkıntıları geride bırakıp -en azından 9 günlük- tatile çıkacağım 31 Temmuz günü, cep telefonuma gelen bir mesajla şaşırıp kaldım. "352...... IMEI nolu cihaz klonlu listesinde olduğu için 20.08.2009'da kullanım dışı bırakılacaktır......"
Nasıl olurdu ki? İki yılı aşkın süredir kullandığım, üstelik Türkiye'nin bilindik mağazalarından birinden faturası ile aldığım cep telefonum kullanım dışı olacak. Adana'ya gelir gelmez önce kontrol ettim IMEI nosunu, cidden klonlu listesindeydi. Ardından telefonu aldığım mağazaya gittim. Pek yardımcı oldukları söylenemez ama en azından faturamı çıkartmayı teklif ettiler. (Garanti belgesi duruyor, ama fatura nerede bulamadım açıkçası...) Söyledikleri; 20 Ağustos'ta cep telefonumun kapatılacağı, sonra benim elimdeki belgelerle fatura, garanti belgesi... Tüketici Hakem Heyetine başvuracağım, başvurumun değerlendirileceği.....sürecek de süreceği...Sonucun ne olacağı, ne kadar süreceği ise belli değil. Dün, internette araştırma yaparken, aynı benim gibi bir mağdurun (aynı marka -philips*-, aynı mağaza) mesajında philips call center'i arayarak sorununa bir çözüm bulduğunu okuyunca, ben de aradım call center'i, akabinde call center'den bana verilen 0 216 444 44 08 nolu telefonu. Hem Philips Call Center hem de bu numarada karşıma çıkanların son derece yardımcı olduklarını söylemeden de geçemeyeceğim.
SONUÇ: Cep telefonum susmayacak, susturamayacaklar :) Ama tek bir numaraya sabitleyecekler, yani sadece o cep tel sim kartı ile çalışacak. Olsun cebimden ayrılmayacağım ya bana yeter!

* Philips Xenium 9@9e

27 Haziran 2009 Cumartesi

Ben...



"Daha başlarındayken...
Masum ve ufacıkken...
Başına neler geleceğini bilemezken..."

Ve ben daha bir yaşında iken*...


*1972.

21 Mayıs 2009 Perşembe

Tacizci kriz....



Yoksa tacizci teğet mi demeliydim :) *

*Şarkı Belinda Carlisle "Circle In The Sand"

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Son mola...elveda...



"Gökkuşağının ötesinde, çok yukarılarda
Ve düşlediğin tüm hayaller
Bir zamanlar ki ninnide...
Gökkuşağının ötesinde bir yerlerde serçeler uçar
Ve düşleyebileceğin tüm hayaller
Hayaller gerçek olur..."
*



*Şarkıdan çeviri.

14 Mayıs 2009 Perşembe

Mülkiyet...



Anatomi kitabımın sayfalarını karıştırırken bulduğum bir şiir karalaması,
Şiir bana ait değil; Goethe'nin.

Mülkiyet Üzerine
Mülkiyet:
Biliyorum ki ben,
Ruhumdan akıp gelmek isteyen
Düşünceler dışında,
Hiçbirşeye sahip değilim.
Biliyorum ki ben,
Tatlı bir sevgiyi, küçük bir sevinci
Tattığım anlar dışında,
Hiçbirşeye sahip değilim.
Goethe

12 Mayıs 2009 Salı

Üç Maymun...Görmedim, duymadım, söylemedim...





Nuri Bilge Ceylan'ın yönettiği, kısmen senaryosunu yazdığı, Türkiye-İtalya-Fransa yapımı 2008 tarihli film.
Yönetmene 2008'de Cannes'da "en iyi yönetmen" ödülünü getiren, 81. Oscar Yabancı Film Adayları arasında ilk dokuza giren...
Benim içinse Nuri Bilge Ceylan'ın izlediğim ilk filmi.
Aslında konu bilindik, işlenen bir suç (ölümlü trafik kazası), suçu üstlenmesi istenen bir kurban(kazayı yapan şahsın şoförü), asıl suçlu(patron) ile kurbanın karısı arasında sonrasında gelişenler...
Ve üç maymunu oynayanlar...
Görmedim!
Duymadım!
Söylemedim! (Çünkü işime böyle geliyor ya da ben bir bilgeyim)
Benzer senaryolar Emrah'ın küçüklük döneminde de vardı. Anneannemi salya sümük ağlatan o komik filmlerde :))
Senaryo bilindik olabilir ama görsel ziyafet mükemmeldi.
Yönetmenin fotoğraf sanatçısı olmasından kaynaklanan bir durumdu bu sanırım.
Ayrıca o sesler!
Tam bir ses ve görüntü şöleni.
Eğer evde izleyecekseniz kulaklıkla izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
Sigaranın yanarken çıkarttığı sesler, dalgalar, yağmur, gök gürültüsü, tren, ezan sesi...
Sırada yönetmenin diğer filmleri var...

Yollarda...




Aksaray'dan Adana'ya giderken, Konya kavşağında, yeni otoban bağlantısına girerken gördüm onları...
Orada daha yeni yeşermeye başlayan tarlalarda uslu uslu dolaşıyorlardı uzun, biçimli bacaklarıyla...
Tam da istediğim gibi; karada!
Çantamdan makinamı çıkartıp bu anı ölümsüzleştirme girişimlerim, otobüsün hızla yola devam etmesiyle -belki de benim yavaş kalmamdan ötürü- sonuçsuz kaldı.
Az sonra bir grup daha ve yine karada :)...
"Allah'ım bunlara öğleden sonra rehaveti mi çöktü?" yoksa "Bu bir mesaj mı?" diyen iç ses eşliğinde görüntüledim onları...
Ama fark ettim ki klasik digital fotoğraf makinaları ile olmaz bu iş. En kısa zamanda daha iyi bir makina şart :)
Fotoğraftaki beyaz, siyah, uzun düzgün bacaklı şeyler onlar: benim leylekler...
Sonunda havada değil de karada gördüm ya onları ne mutlu bana!
Umarım işe yarar ve ben de Adana'ya evime konarım :)

16 Nisan 2009 Perşembe

Tuhaf bir rüya...

Tuhaf bir rüya! Çünkü Haluk Levent kötü bir cinayete kurban gitti.
"Benle ne alaka?" diyeceğim. Sadece memleketlim, şarkılarını severek dinlerim...
Cinayet, mesleğimle alakalı olabilir. Ama yok yani yakın zamanlarda gittiğimiz öyle absurd bir olay da yok.
Belki diyorum bu aralar izlediğim CSI, The Closer ve bilumum dizilerle alakalı olabilir.
Neticede gecenin -pardon sabahın- bir yarısı kalkıp internetten böyle bir olay olup olmadığını doğrulamaya çalıştım.
Sonra da kalkıp bloga yazdım:)
Hayırlar ola....



Şarkı tabi ki ondan. Ama bende babamı hatırlatan bir yanı var;
"bitip tükenmez sigaram, ciğerim nefessiz kalmış"!
Akciğer Kanserinden ölen babama ....

3 Nisan 2009 Cuma

Bu aralar....

Bu aralar en çok dinlediğim şarkı!
Biraz eski olabilir ama insanı alıp götürüyor...
Ses, sözler, tını, solo...


Yuksek Sadakat - Aklimin iplerini Saldim

24 Mart 2009 Salı

İstek...



Sırada Şırnak'ta mecburi hizmetini yapmakta olan Ramazan'ın istemiş olduğu şarkı :))
Sayılı günlerin çabucak geçmesi umuduyla...

23 Mart 2009 Pazartesi

my way...



Kendime doğumgünü hediyem :)
Bir şarkı ancak bu kadar hissedilerek yorumlanabilir...

16 Mart 2009 Pazartesi

Hoşgeldi...



Üniversiteden arkadaşım Bülent blogger sofrasına(!) hoşgeldi...
Sitesine http://bulentkoycu.blogspot.com/ adresinden ulaşılabilir.

*Harika bir ses, R. Williams

8 Mart 2009 Pazar

Buralara da bahar geldi...



Buralara da bahar geldi.
Adını bilmediğim çıplak ağaçların filizlerini görünce anladım bunu. Bir de havanın ılıklığını hissettiğimde...
Adana' da Ocak ayının sonlarında, çoğu zaman Şubatta çiçek açardı erik ağaçları. Henüz evlenmemişken, evimizin arkasına koca binalar yapılmamışken, etrafında halen tarlalar varken fark etmiştim bunu. Adana' da en sevdiğim aylardı ocağın sonları, şubat, mart....
Burada mevsimini sevecek kadar uzun kalmak istemiyorum açıkçası :)
Ama bir itiraf -sadece- yaz ayı Adana' dan çekilir oluyor.

3 Mart 2009 Salı

İşte Gidiyorum...

İŞTE GİDİYORUM*

İşte gidiyorum
Karşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü
İşte gidiyorum
Toprak alsın benimde bu hazin öykümü

İşte gidiyorum, gurbet yorgunu gövdemi
Çukura kim indirecek
İşte gidiyorum
Bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek

Çürüdü gözlerim, yüreğim, bu yağmurlu şehirde
İşte gidiyorum
Beni kaldırın, hicran kalsın teneşirde

Size yüzyıllardır sesini kaybetmiş
Bir türkü söyliyecektim...
Ve bir yayla şefkatiyle
Kirpiğinizin ucundan öpecektim

Bir masum türküydü sadece
Yüzbinlerce mağdurun gönlünde
Belki söyleriz hepbirlikte
Belki, mahşerin birinci gününde

Nasıl sevmiştim hepinizi..nasıl böyle oldu akıbetim?
Ve nasıl çöle döndü
O benim gül gülistan memleketim

İşte gidiyorum, hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız
Ben başımı verdim, sizinse
İnsafsız bir linç oldu karşılığınız

İşte gidiyorum
Penceresiz bir dünyanın labirentine

İşte gidiyorum
''Saçlarındaki yıldızları koparabilirsin anne''

Sonunda kaptırdım gönlümü
ölüm denen o kaypak türküye...

Ve işte kurtuldun benden
Şen olasın ey sevgilim Türkiye

Elbet benimde vardı
Kendime ve yurduma dair umutlarım
Belki bıraktığım yerden sürdürür
Dostlarım, karım ve çocuklarım...

Çatladı yüreğim çatladı sazım
Demekki böyleymiş yazım
Sizlere armağan olsun
Sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım...

Benim hiç hayalim olmadı anne
Ne seni rahat ettirdim, ne kendim ettim rahat
Bir mutluluk fotoğrafı bile çekdirmedi bu hayat
Kaybolmuş bir anahtar kadar sahipsizim anne
Ne omuzumda bir dost eli, ne saçımda bir şefkat...

Sayki yollarda akan, şu feydasız çamurdan anne...
Sayki ıslanmaktım, üşümektim
Sayki yağmurdum anne?

Bunca yıldır gözyaşını, hangi denizlere sakladın,
Oy ben öleyim, sen beni ne diye doğurdun anne?

YUSUF HAYALOĞLU**

*Teşekkürler Ramazan...
** Teşekkürler dinlenesi şarkılar ve okunası şiirler için...
*** Vakit tamam, seni terk ediyorum.
Bütün alışkanlıklardan öteye... (Terk ettin gittin işte! Oysa vakit daha tamam bile değilken...)

2 Mart 2009 Pazartesi

D şıkkı "Alınyazısı" *


Aksaray'da kalmak zorunda olduğum bir haftasonunu eğlenceli geçirmek adına film izlemeye karar verdim. Yalnız bu izleme "illegal" yollardan oldu. Malumunuz buradaki sinemalara ya bana hitap eden filmler gelmiyor ya da geliyor da bana denk olmuyor.
Sonuç itibari ile bu seneye damgasını vuran, vurduğu söylenen "Slumdog Millionaire" de karar kıldım. Nefesim tutularak, üstelik yatarken izleyerek -ufak bir ayrıntı; gece geç vakitlerde normalde uyumam için başımı sadece yastığa koymam yeterli- filmi bitirdim. Sinema eleştirmeni değilim. Ama sıkılmadan izlediğimi ve beğendiğimi, bazı sahnelerde (özellikle çocukluklarının geçtiği o arka mahalle sahnelerinde) hüzünlendiğimi söyleyebilirim.
*Film'den..

26 Şubat 2009 Perşembe

Anımsadım...



Sıkıntıdan TV de zap, internette sörf yaparken...
Tamamen tesadüfen :) MTV' de karşıma çıkan...
Ve beni geçmişe sürükleyen şarkı...
Paylaşmak istedim...



















*Chris Isaak "Wicked Game"
** Bu arada amcam 1956 doğumluymuş :(

24 Şubat 2009 Salı

Gecikmiş teşekkür ve yorum...



pencere dostum Kavak Ağacıma*

Yolunuz düşerse Toros'un eteklerine
Selâm söyleyin, her sabah ışıltısı yüzümde gezinen Kavak Ağacıma...
Dokunun ses veren dallarına,
Söyleşsin sizinle...
Çarmıha gerili yalnızlığını, çözün iplerinden
Rüzgâra bırakın.
Deyin ki,
Penceremin perdelerinden ayrılmasın gölgesi.
"Dönecek" deyin.
Şafağın ilk parıltılarından ılık sabah ışıltıları hazırlasın bana. (29 Eylül 1990)

*Can dost Canan'dan 18 yaşında iken yazmış olduğu bir şiir. Teşekkürler Canan paylaşımın için.
İlk okuduğumda o kadar hoşuma gitti ki yorum yapmak için bişeyler karalamalıydım. Ama olmadı olamadı... İlham perileri terk edip gitmiş beni.
Sanırım 18 yaşındayken, sevdiklerimden ve sevdiğim yerlerden uzakta olsaydım böyle duygusal yazabilirdim...(Bu da benim bahanem :)
** Teknik okullar kampında sık dinlediğimizi hatırladığım ya da öyle olmasına inandığım bir şarkı. "Hotel California"

17 Şubat 2009 Salı

Sadece Türkiye'de...

Komik milletiz valla...
Haberin altındaki yorumlarda çok iyi :)
Onları da okumanızı öneririm...

http://w9.gazetevatan.com/Cinci_Hocayi_canli_yayinda_bastilar/223773/8/Manset

16 Şubat 2009 Pazartesi

Msn spaceden...

Yine boşlanan space,
Farkeden ben!
Doldurmaya çalışan tabi ki ben :)
Artık kar Hasan Dağının değil dışarı çıksam benim eteklerimde...
Sabah sulusepken başlayan, sonra işi sulandırıp lapa lapa devam eden kar!
En güzeli de odamın jaluzilerini yukarı kadar açıp, yağan karı, jacobs ikisi bir arada içerken ve en önemlisi Emre Aydın dinlerken seyretmek...
Sanmayin ki iş yapmıyorum.
Bir yandan da hem rapor hem tıbbi makale yazıyorum.*

*Msn spaceden alıntı

15 Şubat 2009 Pazar

İzledim...


Haftasonu Aksaraydaydım (Sevgililer Günü de dahil)...
Berbat bir hava...
Berbat bir ruh hali olunca...
Film izleyeyim dedim...
Seçtiğim film "Blindness" tı.
Ama ııı pek beğendiğim söylenemez...
Sanırım ruh halimle alakalı:)

Özledim...



Özledim hem de çokk...

* Fotoğraf 1991 yılına ait :)
** Şarkı GNR'dan, tanışma dönemimize ait!

2 Şubat 2009 Pazartesi

Kar keyfi...




















Ben gördüm ya "KAR" ı
Sıra çocuklarımda...
"KAR" sız şehirden gelen çocuklarımda...
Üstelik tam da büyük oğlumun yaşgününde, sabahın erken saatlerinde lapa lapa başlayıp öğlene biten,yine de onlara karla oynama keyfini yaşatan bir yağıştı...
"KARDAN ADAM" değil de "KARDAN KALE" yapmak istedi, benim deniz kumuna alışkın çocuklarım :))

** Şarkı büyük oğlumun(bizim de) favorisi bir Nirvana klasiği

23 Ocak 2009 Cuma

Yaptıkkk....



Küçük oğlumla birlikte karne günü için kendimizce ve amatörce bir "pasta" yaptık...
Süslemeler, pasta dizayn ona ait, mikserle krema çırparken elime olan desteğini de unutmamak lazım :)
Alttaki el yazısı da küçük oğlumun ben Aksaray'da iken bana olan özlemi...


















*Şarkı sadece yazıya uygun olsun diye ben de ilk kez dinledim :) Tori Amos "Pancake"

21 Ocak 2009 Çarşamba

Seyrediyorum....

ve gülüyorum...
hatta çok gülüyorum...
Link aşağıda
İyi seyirler...
http://www.timsah.com/Ah-anam-lahanam/q0QVrzu6j7x

20 Ocak 2009 Salı

Dinliyorummm...


Emre aydýn-Belki Bir Gun Ozlersin - emre aydın

Bıkmadan, usanmadan, dinliyorum...
En favorisi de bu şarkı...
MTV ödülünü fazlasıyla hakettiğini düşünüyorum...

*Emre Aydın "Belki Bir Gün Özlersin"

19 Ocak 2009 Pazartesi

İzledim...





Angelina Jolie ve John Malkovich'in başrollerde olduğu, Clint Eastwood'un yönettiği, gerçek bir olaya dayanan film. 1928'de Los Angeles'te geçiyor. Angelina Jolie'nin oyunculuğu mükemmel.
Şiddetle tavsiye ederim :)

*Film müziğini bulamadım, Yanni "The Rain Must Fall" ile idare edin.

18 Ocak 2009 Pazar

Şiir...benden diil :)



UZUN YOLLARI DA GÖZE ALABİLEN BİR DOSTLUK*

Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk,
arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
Akşamüstünün bir saatinde,
yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
omzumuza dolanan bir kolun,
başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
belimizi kavrayan bir elin,
uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında
tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor,
biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?


Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
kendimizi hep ilerde
birgün karşılacağımızı sandığımız bir başkasına
bir yenisine ertelerken
hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?


Karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına
sürerken bir gün
geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
Hayat her zaman cömert davranmaz bize,
tersine çoğu kez zalimdir.
her zaman aynı fırsatları sunmaz,
toyluk zamanlarını ödetir.
Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların,
eskitmeden yıprattığımız dostlukların,
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla
yapayalnız kalırız bir gün


Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
ya da olanlar olması gerekenler değildir.
Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...


Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki
olağanüstü anıları ve olağanüstü kişileri yakalamak.

Bazılarının gelecekte sandıkları 'Bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarında rastladığımız ,
omzumuzun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip

"Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıma çıkar"
dediğinizdir.


Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir o;
boş yere bu sokaklarda aranırsınız...

Murathan MUNGAN' dan

*Teşekkürler Bilge :)
**Cat Stevens "Wild World"